Türkiye lojistik sektöründe depolama ve antrepo hizmetlerinin bugün geldiği noktayı değerlendirir misiniz?

Küresel ticaret dünya üzerinde gittikçe farklı bir hal aldı. Tüketici davranışları 21. Yüzyılda daha önce hiç olmadığı kadar değişkenlik göstermeye başladı. Bu değişkenlik uluslararası ticaretin kurallarının değişmesine, iç piyasalarda görülen hareketliliğin artmasına sebep oldu. Hız ve esneklik kavramları rekabet noktasında firmaları birbirinden ayıran en büyük iki özellik olarak karşımıza çıkıyor.  Dünya üzerinde birçok sektörde tekelleşen firmalardan bahsedemiyoruz artık. Tüketici ihtiyaçlarının karşılanması adına firmalar arası rekabetin kıyasıya yaşandığı günümüzde tüketicilerin bugün birden çok seçeneği var.

Lojistik sektörü için de aynı durum geçerli. Eskiden sadece taşımacılık olarak anlaşılan sektörümüzde bugün gelinen noktada taşımaya ek olarak birçok farklı alanda şirketlere farklılaştırılmış bir hizmet sunulmakta. Bunların başında da hiç şüphesiz depolama geliyor.

Lojistik maliyetler arasında taşımadan sonra en yüksek maliyet kaleminden bahsediyoruz. Bu durum az önce anlattıklarımla birlikte değerlendirildiğinde işin önemini ortaya koyuyor. Yine de biraz sonra konuşacağımız hususlarda ülkemizdeki son durumun aslında çokta parlak olmadığını ve her iki alanda da daha almamız gereken çok yol olduğunu söyleyebilirim.

Sektör geçen yıllarda depo yatırımlarına önemli oranda finansman ayırmıştı. Bu yıl da bu yönde yatırımlar devam edecek mi?

2014 yılı içerisinde yapılan yatırımların planı bir önceki yılların verilerine ve yıl içerisinde beklenilen büyüme hedeflerine göre şekillenmişti. Ne var ki 2014 yılı birçok sektörde olduğu gibi lojistik sektöründe de beklenenin altında rakamlarla gerçekleşti. Geride bıraktığımız yılda büyüme rakamları hedef ve beklentiler birçok firma için yakalanamazken sevindirici olan ise firmaların çoğunun seneyi zarar etmeden kapatması.

Bütün bir yıl küresel piyasaların çoğunda istikrarlı ve beklenen düzeyde yukarı yönlü hareketler gerçekleşmedi. Lojistik sektörü doğası gereği direkt olarak tüketici hareketlerinin seyrinden etkilenen bir yapıya sahip. Dünyanın belirli bir bölgesinde yaşanan sosyo-ekonomik gelişmeler, kemer sıkma önlemleri ya da toplumların tüketim şekillerindeki değişiklikler o bölgede gerçekleşmekte olan Lojistik faaliyetlerinin de anlık olarak değişmesine neden olabiliyor.

Geride kalan yılda küresel ekonomide gizli bir krizin var olduğundan bahsedildi. İşte bütün bunların neticesinde 2015 yılı için öngörülen strateji ve büyüme hedefleri sektördeki firmaların çoğu için daha temkinli ve ayakların yere daha sağlam basması gereken bir yıl olarak geçecek gibi görünüyor. Elbette depo ve filo yatırımları devam edecektir ama geçtiğimiz yıllardaki yüksek rakamları bu yıl göremeyeceğimizi söyleyebilirim. Özellikle son günlerde dünya üzerinde artan dolar kuru bu temkinli büyümeyi daha baskıcı bir hale getirecektir.  İthalata bağlı büyümenin yüksek oranda benimsendiği ülkemizde ihracatın çoğunu Avrupa’ya gerçekleştiriyoruz. Bu durum Dolarla borçlanıp Euro ile gelir elde etmemiz anlamına geliyor ki Mart ayının 2. Haftası itibariyle Euro Dolar paritesi %1,1’lerin altında iken eğer bu durum kısa ve orta vadede böyle devam ederse 2015 yılı ülkemiz açısından çetin geçeceğe benziyor.

Depolama ve antrepo yatırımlarını sektör için bu denli önemli kılan faktörler neler? Büyük sanayi firmalarının ve yabancı şirketlerin depo ihtiyacı lojistik sektörü için iyi bir fırsat alanı elbette…

Günümüzde depo; malların bekletildiği bir yer olmaktan daha fazlasını ifade ediyor. Depoya gelen mallar müşteri istekleri doğrultusunda onlara sunum için çeşitli işlemlere tabi tutulmanın yanında, niteliklerine göre depolanıp uygun şartlarda saklanıyorlar. Piyasada oluşabilecek talep dalgalanmalarına en hızlı şekilde cevap verecek biçimde hazır bir şekilde bekletilip gerektiğinde kontrol ve uygunlukları da denetlenebiliyor. Tüm bunların yanında müşteriden gelen siparişlere göre farklı ürün grupları tek bir sevkiyat için hazır hale getirilip, istenilen zamanda adresinde olması için sevkiyat planlaması da bu noktalardan yapılarak ürünler tüketicilere ulaşıyorlar.

Modern bir depo yönetimi ve stok kontrolü piyasa şartlarında yaşanılması muhtemel her duruma karşı firmaların sigortası olarak sırtını yaslayabileceği bir güven mekanizması olabilir. Ama bunun gerçekleştirilebilmesi için ciddi bir süreç yönetimi ve modern uygulamaların hayata geçmiş olması gerekli. İşte depolarda verilen bu tip hizmetler her ne kadar dışarıdan basit gibi görünse de depolar lojistik operasyon içerisinde büyük bir rol oynuyor.

Depolardan bu kadar bahsetmişken söylediğiniz gibi antrepolardan konuşmadan geçmek olmaz. Aslında ben bu ikiliyi bir sac ayağı olarak görüyorum. Doğru ve etkin bir şekilde kullanıldığında firmaların piyasa ihtiyaçlarına daha hızlı cevap verebilmesi açısından çok önemli iki argüman.

Özellikle yüksek hacimlerde dış ticaret yapan firmaların daha çok ihtiyaç duyduğu bir alan antrepo kullanımı.

Yine de birçok lojistik firması hem depo hem de antrepo hizmetini birlikte müşterilerine sunabilen bir yeterliliğe sahip. İthalatı yapılan ürünlerin ülkeye girişte antrepo rejimine tabi tutularak lojistik hizmet sağlayıcının antreposuna çekilmesi ve burada gümrük işlemlerinin daha hızlı ilerleyip malın ithalatı tamamlandıktan sonra yine aynı firmanın deposuna alınarak yukarıda bahsetmiş olduğum katma değerli işlemlerle hızlı ve proaktif bir süreç yönetmek rekabetin kıyasıya yaşandığı içinde bulunduğumuz bu hız çağında oldukça önemli.

Son olarak Lojistik sektörü içerisinde verilen hizmetler arasında maliyet ve operasyonel verimlilik adına süreç yönetiminin en önemli olduğu noktalardan birisi Depo Yönetimi. Taşımadan sonra en çok giderin yapıldığı ve yatırım maliyetlerinin yüksek olduğu depo yönetiminde kurulum ve sonraki aşamalar da profesyonel bir yol izlenmediği takdirde zarara uğramamak içten bile değil. Yatırım yapmak için filonuzu genişletebilir, yönetim binanızı büyütebilirsiniz fakat yaptığınız depolar boş kaldığı ya da kapasitesinin altında dolduğu müddetçe zarar etmek kaçınılmaz olacaktır.

Sektörün yeni teknoloji kullanımı ve yatırımları hakkında neler anlatırsınız?

Bu soruyu yanıtlamadan önce ülkemizdeki depo kullanım oranlarını incelemek lazım. Elimdeki veriler 2013 yılına ait olsa da geride bıraktığımız yılda çok büyük bir değişimin yaşandığını düşünmüyorum. Lojistik sektörü içerisinde faaliyet gösteren firmalardan deposu olan şirketlerin oranı %82. Gümrüksüz genel depolarda doluluk oranı %63’lerde iken gümrüklü depolarda bu oran %70. Bu resimden çıkan sonuç hatırı sayılır miktarda firma depo işletiyor ama bir çoğunda izlenilen yöntemlerde bir yanlışlık olduğu açık ki yüksek oranlarda atıl bir kapasite söz konusu. Sonuçta bu rakamların ortalama değerler ifade etmesi bazı depoların daha da düşük kapasitelerde kaldığının bir diğer göstergesi.

Dış ticaret yapan firmalarda da durum pek farklı değil. Lojistik firmalarının dışında kendi deposu olan şirketlerin doluluk oranları da ortalama %75 civarında hele ki ihracat rakamlarımızın yüksek olduğu tekstil/konfeksiyon sektöründe bu oran %60’lara kadar düşmekte.

Bu iki ayrı veri daha geniş bir açıdan değerlendirildiğinde karşımıza çıkan sonuç depo yönetiminde bazı şeyleri eksik yaptığımız gerçeği. En başta yapılan hata yeni bir depo yatırımı yapmadan önce gerekli fizibilite çalışmalarının olması gerekenden az ve yanlış şekillerde yapılması. ‘Binayı dikelim de içi nasılsa bir şekilde dolar(!) zaten ekonomik büyümenin sürekli gerçekleştiği bir ülkeyiz’ mantığı doğru değil.

Bir depo yatırımı yapmadan önce değerlendirilmesi gereken onlarca faktör var.

Bunların başında; depoyu kuracağımız yerin seçimi geliyor, madem bu işten kar veya katma değer elde edeceğiz ticaret merkezlerine, gümrüklere, fabrikalara, hitap etmeyi düşündüğümüz çevreye yönelik bir yer seçimi yapmalıyız. Deponun tasarımıysa başlı başına bir konu; koridorların aralıkları genişlikleri, rafların yüksekliği gibi unsurları göz önüne alarak fonksiyonel bir depo tasarımı gerçekleştirmeliyiz.

Bunun için daha önce bu işte tecrübe sahibi olan bir kadro ve en önemlisi mimarla çalışmak çok önemli.  Ayrıca günde ne kadar araç doldurma boşaltma yapılacağı, içeride ki ürünlerin gün içinde depo içerisinde yapabileceği hareketini de planlamalıyız ki buna yönelik olarak sahip olmamız gereken özel ekipmanları da bilelim. İleriye yönelik olarak da olur da depomuzu genişletecek olursak ne kadar bir genişleme potansiyeline sahip olduğunu da daha kurulum aşamasında değerlendirmek lazım.

Bunlara ek olarak; depoda kullanılacak olan; paletler, onları taşıyacak transpalet ve forklift gibi araçların seçimi;

Koli, çuval, ağır metaller ve bunların nerelerde ne şekilde depolanacağı, ya da bu depolanacak malzemelerden özel bir ekipman gerektiren bir ürünün olup olmayacağı da çözmemiz gereken başka bir soru. Ayrıca kullandığımız ekipmanların olur da bozulması durumunda yerine kullanılacak olanların hazırda bekletilmesi ya da yedek parçalarının olması da süreklilik için ayrı bir öneme sahip.

Hangi amaçla bir depo kuruyorsak olalım bir diğer ve önemli nokta ve belki de firmaların en çok yanlışa düştüğü alan ise ; depo yönetiminde kullanacak olduğumuz depo yönetim sistemi. Genel depoların çoğunda ürün bazlı değerlendirildiğinde binlerce kalem maldan söz edebiliriz. Hangi ürün deponun neresinde, kaç tane bulunuyor bunun açık bir şekilde görülebildiği sistemler kullanmalıyız. Yapısı gereği sevkiyat oranı yüksek olan ürünlerin daha kolay ulaşılabilecek raflarda depolanması da zaman yönetimi açısından oldukça önemli. Teknoloji kullanımı açısından değerlendirilmesi gereken en önemli noktaların başında kullanılacak yazılım ve teçhizatlarda son teknoloji ürünlerin tercih edilmiş olması en büyük öncelik olmalı.

Yeşil uygulamalar konusunda şirketlerin çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?

Daha önceki sayılarınızda bu konuyla alakalı bir yazım olmuştu yine de kısaca belirtmek gerekirse yeşil lojistiğe olan ilginin sevindirici olduğunu ama daha yüksek boyutlara ulaşması gerektiğini söylemeliyim. Sadece lojistik firmaları değil, dış ticaret yapan firmalarda hizmet aldıkları şirketlerden bunu talep edebilmeli ve seçimlerini gerçekten buna önem veren firmalara yönlendirmeli diye düşünüyorum. Hiç şüphesiz ki son tüketiciye de burada önemli bir rol düşüyor. İnsanlar sadece lojistik değil her alanda çevreci uygulamaları benimseyen ve uygulayan firmalara mutlaka ama mutlaka bu noktada pozitif bir ayrımcılık uygulamalılar.

Konumuzla alakalı olarak şunları söyleyebilirim. Yeşil Lojistiğin popüler olduğu şu günlerde öyle depolar var ki üzerlerinde bulunan güneş panelleriyle enerji ihtiyaçlarının birçoğunu karşılıyorlar. Bazı depoların da üst ve uygun olan yan kısımları güneş ışığını geçirebilecek şekilde cam olarak tasarlanıp elektrikten tasarruf edecek şekilde dizayn ediliyor. Depo içi ve dışında kullanılan ekipmanlar çevreci olanlar arasından seçiliyor. Depo kurulacak alanın seçimi ve deponun gün ışığını en iyi alabilecek şekilde mimari projesinin çizilmesi bile daha işe başlarken çevreci bir mantıkla hareket edilebilir olmanın bir göstergesi.

Yazının Kaynağı